To end the Final Empire and restore freedom, Vin killed the Lord Ruler. But as a result, the Deepness--the lethal form of the ubiquitous mists--is back, along with increasingly heavy ashfalls and ever more powerful earthquakes. Humanity appears to be doomed unless Emperor Elend Venture can find clues left behind by the Lord Ruler that will allow him to save the world.
I wonder if I'd have liked this better if I hadn't read it on audio? maybe the narrator made every character more grating than they had to be. anyway it's decent. the best part of book one was the ballroom intrigue and I was really missing that in book two, so I'm glad that in book three sanderson contrived a stupid reason for them to have to go to a ball, that was goofy but fun. cute ending too. I don't know if I'm going to read any more of these
Elbette buraya yazacağım her şey benim fikrim, herhangi bir şeyin ne olduğunu değil ama benim onu nasıl algıladığımı aktarmak amacım. Bunun üstüne bir de yorgun bir zihin eklenince ben senin yerinde olsaydım bu incelemeyi okumazdım.
Yazarın pek de bir yol kat edemediğini görüyorum. En en genel hatlarıyla baktığımızda, kitap son dörtlüğe girerken biraz yardırma ve mevzuları bir an önce toparlayıp kapatma eğiliminde, zira o noktaya gelene dek görece verimsizce bir "neden-sonuç dizgesi" hazırlamaya uğraşıyor.
Karakterlerin hepsi random number generator ile, random table üzerinden üretilmiş gibi hissettiriyor, bir bağlam ya da entegrelik pek yok. Mevzunun bütünü de öyle zira. Ana bir fikri alıp onu "çeşitlendirmek" için bir takım rastgele ve saçma şeyler sağa sola savrulmuş, karakterler bunlar arasında ilerlerken yer yer doğaüstü aptallık, yer yer doğaüstü zeka örnekleri gösteriyor ve her şey nasıl oluyorsa tatlıya bağlanıyor. Diyar pek "inandırıcı" hissettirmiyor. Herkes "iyi adam" lafına takmış durumda, mevzular hep aynı düzlemde dönüp …
Elbette buraya yazacağım her şey benim fikrim, herhangi bir şeyin ne olduğunu değil ama benim onu nasıl algıladığımı aktarmak amacım. Bunun üstüne bir de yorgun bir zihin eklenince ben senin yerinde olsaydım bu incelemeyi okumazdım.
Yazarın pek de bir yol kat edemediğini görüyorum. En en genel hatlarıyla baktığımızda, kitap son dörtlüğe girerken biraz yardırma ve mevzuları bir an önce toparlayıp kapatma eğiliminde, zira o noktaya gelene dek görece verimsizce bir "neden-sonuç dizgesi" hazırlamaya uğraşıyor.
Karakterlerin hepsi random number generator ile, random table üzerinden üretilmiş gibi hissettiriyor, bir bağlam ya da entegrelik pek yok. Mevzunun bütünü de öyle zira. Ana bir fikri alıp onu "çeşitlendirmek" için bir takım rastgele ve saçma şeyler sağa sola savrulmuş, karakterler bunlar arasında ilerlerken yer yer doğaüstü aptallık, yer yer doğaüstü zeka örnekleri gösteriyor ve her şey nasıl oluyorsa tatlıya bağlanıyor. Diyar pek "inandırıcı" hissettirmiyor. Herkes "iyi adam" lafına takmış durumda, mevzular hep aynı düzlemde dönüp dolanıyor, atmosfer, çaresizlik vs. hak getire.
İçerdiğini iddia ettiği felsefi tartışmalar pek bir köken taşımıyor zira felsefi de denemeyecek kadar düz çıkarımlardan ibaretler. Sunduğunu düşündüğü "dengeli evren" pek de o kadar dengeli, itmeli çekmeli değil. Yeterince kasarsam beyaz peynir ve kavunu da "birbirinin zıttı ama birlikte" ilan edip kurgu yazabilirim.
Bu kadar "büyük ve önemli" bir eser gibi sunulmasaydı, bu kadar bunalmış halde olmasaydım okur muydum, bitirmeye uğraşır mıydım? Sanmıyorum. Sıradan bir fantastik kitap. Yapacak başka bir şeyiniz yoksa, hikayede buraya kadar geldiyseniz okuyunuz derim. Yoksa... Eh. Gerek yok.
No puedo con Brandon Sanderson, esta trilogía de Nacidos de la Bruma me está haciendo CREYENTE. Qué arte y qué genialidad El Héroe de las Heras, me quedo sin palabras.